Vural Egemen’ Kategorisi icin arsiv
Mevlid Kandilini idrak edelim (Yazar: Vural Egemen Sarıgöz)
31 Ocak 2012 Yazan ÜLKÜGÜLÜMevlid kelime manası olarak , doğum , doğum zamanı anlamındadır. Mevlid Gecesi Kainatın Efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v) efendimizin doğduğu gecedir ki bu gece İslam alemi için Mevlid Kandili olarak kutlanır.Peygamber Efendimizin doğumu tüm müslümanların bayramıdır. O’nun doğumu ile kainatta yeni bir sayfa açılmış , alemlere rahmet inmiştir. Peygamber Efendimizin dünyaya teşrif ettiklerinde Amcası Ebu Leheb’in cariyesi kendisine gelip ” Kardeşin Abdullah’ın bir oğlu oldu” diye müjde verdi. Ebu Leheb’te ”onu emzirirsen , ona süt verirsen seni azad ederim” dedi. Bu sebepten her Mevlid Gecesinde Peygamberimizin doğumuna sevdiği ve ona süt verilmesini emrettiği için Ebu Leheb’in azabı hafifler. Hafız Muhammed Şafii Mektuplarla Nasihat isimli kitabında Rüyada Ebu Leheb’e hali sorulduğunda ” Çok azap çekiyorum , ancak Resulallah’ın doğum günün de bana müjde getiren cariyemi sevincimden azat ettiğim için Rebiul-evvel ayının 11. ve 12 gününün gecesinden azabım hafifliyor” dediği nakledilir.
Ebu Leheb gibi hep müslümanlara azmetmiş , onlara işkenceler etmiş bir kafir’in bile sevdindiği gece azabı hafifliyorsa , varın mevlid gecesini kutlayan bir müminin alacağı sevabı siz hesaplayın.
Mevlid Kandili bayramdır.Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin doğumundan daha önemli bir bayram olabilir mi!?
Bazı alimler Kadir gecesi ile Mevlid Gecesinin değeri hakkında ihtilafa düşmüşlerdir. Bazıları Kadir Gecesinin en hayırlı gece olduğunu , bazıları ise Mevlid Gecesinin en hayırlı gece olduğunu nakleder. İki gece de müslüman alemi için mübarek ve yücedir. Oturup hangi gecenin daha üstün , hangi gecenin daha değerli olduğunu konuşmak , tartışmak yersizdir. İki gecede birbirinden kıymetli , iki gecenin de birbirinden daha fazla faziletleri vardır.
Peygamber Efendimiz’de Mevlid Gecesinde Eshabına yemekler verir ve doğduğu gece olan olayları anlatırdı. Ebu Bekir (r.a) halifeliği döneminde Mevlid Gecelerinde Eshab-ı Kiram’ı toplar Peygamber Efendimizin doğumundaki olağanüstü halleri , olayları konuşurlardı.
Bu gecede Resulallah’ın doğumunda olan olayları , halleri okumak , dinlemek , öğrenmek çok sevaptır. İslam Alimleri Mevlid Gecesine çok önem vermişlerdir. Mevlana Celaleddini Rumi Hazretleri ” Mevlid okunan yerden bela gider” diyerek Mevlid Gecesinde ki okunan Mevlid’in önemine dolayısıyla Peygamberimizi anmanın önemine işaret etmiştir.
Şafii İlmihali olarak bilinen Tenvir’ül Kulub kitabında Mevlid Gecesi Kadir Gecesinden de kıymetlidir denilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir Hadis-i Şerif’inde ”Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin” diye buyurmuşlardır. Bu sebeptendir ki asırlardır Peygamberimizin bu Hadis-i Şerif’ine uygun olarak mevlidler ve kasideler yazılmıştır.
En meşhur Mevlid Kadisesi Süleyman Çelebi’nin 15. Asırda yazdığı Mevlid-i Şerif kasidesidir. Ülkemizde en çok okunan Mevlid budur. Bazıları Mevlid-i Şerif’i bid’at yani sonradan çıkarılmış adet olarak görür ve ehemmiyet vermezler. Unutulmamalıdır ki Peygamber Efendimizi anmak ve övmek ibadettir. Yalnızca o dönemlerde değil her dönemde Peygamber Efendimizi öven eserler, kasideler , şiirler , yazılar yazılmıştır ve yazılmaya devam edecektir. Yukarıda ki Hadis-i Şerif’e uygun olarak hep Peygamberimiz övülecektir.
Peygamberimizi çok sevdiğimize göre , onu doğum günün de anmak da gerekir.
Bir arkadaşınızın doğum günü olduğunda , ona pastalar alıyor , meşrubatlar alıyorsunuz. Hediyeler alıyorsunuz. Doğduğu günü kutluyorsunuz. Ona iyi dileklerde bulunuyorsunuz.
Peki Peygamber Efendimiz ! O alemlere rahmet olarak gönderildi , Kainatın Efendisi Peygamberimizin doğum gününü kutlamak gerekmez mi?
O’nun yüzü suyu hürmetine arkadaşlarımıza , eşimize , dostumuza küçük pastalar , çörekler ikram etmeliyiz. O’nun ruhuna selamlar hediye etmeliyiz. Bu çok sevaptır.Peygamber Efendimizi ne kadar seviyoruz bu soruyu soralım kendimize… Zira O’nu sevmeden iman etmiş sayılamazyız. Bir Hadis-i Şerif’te ”Beni ana baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz” buyuruyor. O halde Peygamberimizi herşeyden çok seveceğiz. O’nun aşkı her şeyden üstün olmalıdır.
Peygamberimiz zamanında mescitlerde ve camilerde Resulallah’ı öven , kafileri kahreden şiirler okunurdu. Peygamberimiz Hassan bin Sabbit Hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi hatta bu şair için mescide bir minber koymuştu. Hassan bin Sabbit hazretleri bu minbere çıkar Peygamberimizi öven şiirler okur bu şiirlerde de kafirleri , din düşmanları kötülerdi. Peygamberimiz Hassan bin Sabbit ve şiirleri için ” Hassan’ın sözleri düşmana ok yarasından daha tesirlidir” buyurdu.
Peygamber Efendimiz Şairin okuduğu bir şiirin ardın dan ” Dişlerin dökülmesi” diye dua buyurmuşlardır.
Şiir hususunda Peygamberimizin çokça hadisleri vardır.
İmam-ı Buhari Hazretlerinden rivayetler ”Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.” buyurmuşlardır.
Ebu Davut Hazretlerinden rivayetle ”Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.” buyurmuşlardır.
Yine İmam-ı Buhari’den nakledilir ”(Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.”
Bazıları Mevlid’e bid’at diyorlar. Yüce kitabımız Kuran- Kerim’in Azhap Suresinin 56.ayetinde ”Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.” diye emrediliyor. Allah’ın ve meleklerin selavat getirdiği Paygamberimize bizlerde bolca selavatlar getirmeliyiz.
Bu vesile ile şu notu düşmemde fayda vardır. Hristiyanlar doğum günü kutlamayı bizden yani müslümanlardan öğrenmişlerdir.
Resulullah efendimizi çok övmek, mahlûkların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Nebiye salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi?
Anlamadığım bir türlü anlam veremediğim hususlardan birisi de bazılarının şu söylemleridir. ”Peygamberimizde bir beşerdi , onu aşırı övmek şirk değil midir?” diyorlar. Bunu bir kaç kez duydum. Peygamberimiz elbetteki beşerdi ancak o ” Seyyid-ül Beşer” idi… Bütün insanların efendisi idi. Hiç bir kimse onu Allah’tan daha fazla övemez. Peygamberimizin övülmesinden ancak münafıklar , kafirler rahatsız olurlar. Bir hadis-i şerif’te ” Beni övmek ibadettir” buyruluyor. O halde Peygamberimizi , övmek ve anmak sevaptır.
Mevlid Kandil’inde neler yapılmalı ,nasıl ibadet edilmelidir ?
Bu gecede , çokça tövbe edip bolca selavat getirilmelidir. Bu gecenin yüzü suyu hürmetine af dilemelidir.
Kuran-ı Kerim okunmalı ,
Mevlid-i Şerif dinlemeli ,
Kaza namazları kılmalı, kazaya kalmış namazı yoksa nafile namazlardan eda etmeli,
Peygamberimiz doğduğun gün olan olağanüstü halleri okumalı , tekrar etmeli…
Peygamberimizi öven şiirler , yazılar , kasideler okunmalı , dinlemeli ,
Bu vesile ile Tüm İslam aleminin Mübarek Mevlid Kandilini kutluyor ve hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Vural Egemen SARIGÖZ
Ermenilerin 3T Projesi 1. Aşamada…
24 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜFransa’nın ”Erminilere soykırım yapılmıştır” ibaresini kabul eden yasasının ardından Türkler olarak Fransa’ya karşı olan sinir katsayımız artmış ve nefret noktasına kadar gelmiştir. Fransa’da bulunan 500 bin Ermeni’nin oyları uğruna kabul edilen bu yasanın dünya kamuoyundan gereken tepkiyi gördüğünü sanmıyorum. Her fırsatta insan hakları savunucu , ülkeler arası diyalog elçisi , uluslararası barış çekirgesi edalarında olan ABD’yi ve AB Ülkelerini bu durumda ortalar görmek mümkün olmadı. Zaten bizim lehimize bir tavır yada duruş sergilemeleri asıl şaşırtıcı durum olurdu. Atalarımızın bir sözü vardır ” Gavur gavurun kılıcına yalın dermiş”… şu an ki durum bundan ibarettir.
Gelelim Fransa’ya karşı yapacaklarımıza…
Devletimiz Fransa’nın yasayı kabul etmesinin ardından bir takım yaptırımlar kararı alarak , tepkimizi ortaya koymaya çalışmış daha doğrusu Fransa’ya yaptığının yanlış olduğunu göstermeye çalışmıştır.
Bizim ülkemizde modadır , İtalya Apo’yu saklar biz İtalyan mallarını boykot ederiz , İsrail gemimize saldırır biz İsrail mallarını boykot ederiz , Fransa ”Ermeniler katlettiniz” der biz Fransa mallarını boykot ederiz. Bunca yıldır boykot ediyoruz , ediyoruz elimize bir şey geçmiyor. Üç beş gün sonra unutup yine bu ülkelerin mallarını gönül rahatlığıyla kullanmaya devam ediyoruz.
Bu defa 8 adet yaptırım maddesi ile Fransa’ya ettiğini çektirmeye çalışıyoruz.
Bu yaptırımlarla bir yere varılmaz. Yaptırımlar öyle olmalı ki Fransa bin pişman olmalı. Hadis-i Şerifte emrolunduğu gibi , ” Düşmanınızın silahı ile silahlanın” şu an Fransa’nın en büyük silahı Ermeniler ise bizde Cezayir’i kendimize silah edelim. Meclisimiz Fransa Cezayir’de soykırım yapmıştır yasası çıkarsın olsun bitsin. Bakalım Fransa ne yapıyor. O vakit yukarıda saydığımız aleyhimize gelişen olumsuzluklar lehimize dönmeye başlar. Fransa gibi rahat olamayız elbette çünkü ABD ve AB aynı saydığımız gibi çekirge edalarına başlar.
Aslında Fransa bu yasayı çok önce kabul etmişti. Nasıl mı?
Bu yasayı daha önce kabul eden diğer ülkelere bir göz atın dilerseniz.
Sözde soykırımı bugüne kadar 18 ülke tanımıştı.Ermeniler’in soykırım iddialarını tanıyan ülkelerin sayısı, Fransa ile birlikte 19′a çıktı. İşte o ülkeler..
Arjantin 1993′te senato kararı ile Sözde soykırımı onaylamış 2004 yılında ise Cumhurbaşkanının onayladığı kanun ile yasalaşmıştır.
Uruguay 1965 yılında Ermeni Nüfusunun baskısı ile çok uzun yıllar önce sözde sıykırımı kabul etmiştir.
Kıbrıs Rum Kesimi hali hazırda Kıbrıs Barış Hârekatından kalma Türk düşmanlığına istinaden Ermenilerin yanında yer almış ve Sözde Soykırımı kabul etmiştir.
Rusya 1995 yılında Türkiye’ye karşı koz amacıyla kullanmak için sözde soykırımı kanun tasarısı ile meclisine taşımış ve yasa olarak kabul etmiştir. O dönemde Alparslan Türkeş ”Rusya’nın yaptığını ayı yapmaz ”diyerek tepkimizi dile getirmiştir.
Kanada 2004′te Ermeni Nüfusunun ve baskılarına dayanamayarak söz soykırımı kabul etmiştir.
Yunanistan 1996 yılında Türkiye-Yunanistan arasındaki ezeli gerginliğin artması sonucu bize karşı koz olarak kullanılmak amacıyla söz soykırımı kabul etmiştir.
Lübnan 1997 yılında Ermeni Nüfusunun çokluğunu gerekçe gösterek kabul etmiştir.
Belçika 1998 yılında yine bozulan ilişkilerimizde bize karşı tutar bir dal olması için Sözde Ermeni Soykırımını kabul etmiştir.
İsveç 2000 Yılında Vatikan’ın isteği üzerine kabul etmiştir. Vatikan’ı İsveç’in özel olarak yetiştirdiği muhafızlar korur ve İsveç’in vatikan ile özel ilişkileri vardır.
Fransa 2001 yılında Ermeni Diaspora’sının baskıları yüzünden kanun önergesi olarak meclise sunulmuş ve bu güne kadar bekletiliyordu. Tüm kaynaklarda Ermeni Soykırımını tanıyan ülkeler arasında Fransa’da sayılırdı. Bunun sebebi eninde sonunda bu yasayı kabul edeceğinin kesin olmasından kaynaklıdır.
Vatikan 2000 yılında müslüman düşmanlığını gözler önüne serercesine Sözde Ermeni Soykırımını kabul etmiştir.
İtalya demek Vatikan demek olduğuna göre 2000 yılında yani Vatikan’ın Sözde Ermeni Soykırımını kabul ettiği sıralarda kabul etmiştir.
İsviçre 2003 yılında Sözde soykırımı kabul etmiştir.
Slovakya 2004 yılında Arupa Birliğine girme sevdasında iken AB’nin baskıları ve kriterleri gereği kabul etmiştir.
Hollanda 2004 yılında içinde barındırdığı Türk düşmanlığının dışa vurulması olarak nitelendirilebilecek bir tavırla Sözde Ermeni Soykırımını kabul etmiştir.
Polonya 2005 yılında Avrupa birliğine üyelik için kabul etmiştir.
Litvanya 2005 yılında Avrupa Birliğine girmek için kabul etmiştir.
… Ve son olarak bu söz soykırımı kabul eden ülkeyi saymaya dahi gerek yoktur ancak Rakam açısından gereklidir. Ermenistan!!!
Dünyanın bir çok ülkesi sözde soykırımı kabul ederek bize karşı fıtratlarının gereğini yerine getirmişlerdir. Peki bu süreçte bizim yetkililerimizin tavırları nasıl olmuştur. Açıkcası bugün Fransa’ya karşı gösterilen tepki daha önceleri bu ülkelere de gösterilmiş olsaydı sanırım bu Ermeni Soykırımı saçmalığında bu noktada olmazdık.
Bakınız… Bizim yetkililerimizin bu konuda düşmana verdikleri kozlar nelerdir.Kozdan ziyade ekmeğe yağ,bal,kaymak ve ziyadesi ile çikolata sürmektir.
Aşağıda sıralayacakalarım unutmuşlara hatırlatmak içindir.
2007 yılında o dönemde Dışişleri Bakanlığı görevini yürüttüğü sırada Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün Ermenistan Ziyaretinde görüştüğü Oskanyan ; “Sınırların açılması ve diplomatik ilişki kurulması konusunda Gül, bizimle aynı düşünüyor” demesini unutmadık…
Cumhurbaşkanı Gül Erivan’a gidip “Ermeni jargonunun değişti” diyerek Ermenileri şirin gösterme çabasını unutmadık.
Ermeni protokolleri imzalandığını unutmadık.
ABD Başkanı Barack Obama’nın Çankaya Köşkü’nde ”Soykırım konusunda görüşlerim değişmedi” dediğini unutmadık…
Rauf Denktaş’ın ”Ermeni Soykırımı yalandır” dediğinde ” Git siyasetini ülkende yap” diyen başbakan’ı unutmadık…
Osmanlı döneminde çan kulesi minareden yüksek olduğu için çan kulesi yıkılan kilisenin Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in kendi cebinden karşıladığı yeniden restorasyon çalışmalarını ve restore edilirken çan kulesinin tekrar dikilip eskisinden yani minareden çok daha yüksek bir şekilde yapılmasına müsade edilmesini unutmadık…
Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın: “Er ya da geç soykırım anıtı önünde diz çökecek Türk liderler olacak” sözlerini ve hükümetimizin bu sözlere olan sessizliğini unutmadık…
Sakrisyan Hocalı katliamına bizzat katıldım dediğini ve bunu bizlere Meclis Başkanımız Cemil Çiçek ile duyurduğu halde TBMM’de Hocalı da soykırım yapılmıştır diye bir yasa çıkarılmadığını unutmadık…
Tüm bunlar büyük oyunun bir parçasıdır. Ermenilerin 3T projesini bilmeyeniniz var mı?
Bilmeyenler için yineliyorum o halde…
3T projesinin açılımı şudur ;
1-TANIMA
2-TAZMİNAT
3-TOPRAK
O halde bu projeye göre neredeyse Tanıma aşaması tamamlanmak üzere , daha sonra öldürülenler için bizden para yani tazminat talep edecekler daha sonra da bizim insanlarımızı burada öldürdünüz bu topraklar bizim diyerek bizden toprak isteyecekler. Bu zihniyet devam ettikçe daha bizden çok şey isterler.
Bu andan daha tezi yok derhal Meclisimizde Cezayir’e Soykırım yapılmıştır ve Hocalı’da insanlarımız Katledilmiştir kararı alınmalıdır.
Asıl Film Şimdi Başlıyor…
22 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜEskiden beri benim ve bir çok kişinin kafasındaki soruların en büyüklerinden birisidir. ” Neden biz tarihi filmlerimize gereken özeni göstermiyoruz?” Cüneyt Arkın’ı saymazsak sinema tarihimizde tarihimizi yansıtacak yapıtlar yoktur. Yabancılara baktığınız zaman çoğu uydurma karakterler olmasına rağmen müthiş yapıtlara imza atarak tüm insanlığın beğenisine sunuyor hatta hafızalara kazıyorlar. Kral Arthur,Cennetin Krallığı gibi yapımlar ile bizim özümüzden ve tarihimizden izler taşıyan ancak bizden tarafa değilde kendilerine doğru yontulmuş çalışmalara imza atıyorlar. Tabiri caiz ise adamlarda malzeme yok beceri var , bizde malzeme çok beceri yok.
Çektikleri filmlere bir bakınız olağan üstü efektlerle süslenip , mantık dışı yapıtları ortaya koyuyorlar.
Şöyle gözlerinizi bir kapatıp tasvir edin bakalım. Yüzüklerin Efendisi filmlerinde , Harry Potter filmlerinde , Kral Arthur filminde ve daha bir çok yapımda kullanılan efektler ve imkanlar ile bizim tarihimizi yansıtan filmler çekildiğini…
İstanbul’un Fethini düşünün mesela ; Gemilerin karadan yürüdüğünü , o dev güllelerin Bizans surlarına çarptığı anı , Kırk ok yediği halde bayrağı burca dikmek isteyen Ulubatlı Hasan’ı , elinde yalın kılıcı ile ordusuna ve savaşa hükmeden Koca Fatih’i düşünün o imkanlarla , o efektlerle çekilse nasıl olur.
Malazgirt Savaşı’nı düşünün mesela; Sultan Alparslan giymiş bembeyaz kefenleri , geçmiş ordunun önüne cuma namazını kıldırıyor. Çıkmış koca bir kayanın üstüne ” Ölürsek şehidiz kalırsak gazi” diye haykırıyor…
Yıldırım Beyazıd Han’ı düşünün mesela ; Yıldırım gibi at sürüyor düşmanın üstüne , yıldırım gibi oklar fırlatıyor düşmana…
Murat Hüdavendigar’ı düşünün mesela ; elinde koca topuzu ile düşmanı tarumar ediyor. Gözlerinizi kapatın ve Amerikan savaş filmlerindeki sahneleri uyarlayın 4.Murat’ın topuzuna… O topuzu sallıyor ve düşman askerinin kafa tasını paramparça ediyor…
Hani 300 Spartalı filmi vardı , aslı astarı olmayan uydurma kahramanlara filmler çekiliyor. Bizim aslanlar gibi Kürşadımız ve Kırk Yiğidimiz var. Gözlerinizi kapatın ve Kürşad’ın ve Kırk Çerinin Çin Sarayını bastığı anı canlandırın.
Bunları tasvir edebiliyorsak , hayal edebiliyorsak hayal değildir. O halde imkanlarımızı seferber edip bu filmleri gerçekleştirmeliyiz. Bunlar gerçek tarihimizin malzemeleri peki ya efsanelerimiz ne olacak , onları unutacak mıyız? Elbetteki hayır.
Şimdi tekrar gözlerinizi kapatın…
Ergenekon Destanını düşünün , demir dağ arasına sıkışıp kalan atalarımıza biz bozkurdun bir delikten gelip onlara yol gösterişini tasvir edin. Önde bozkurt arkasında atalarımızın olduğu bir sahneyi düşünün , bu filmi çektiğiniz vakit düzmece oyunlarla gündem de tutulan Ergenekon Terör Örgütü ile değilde atalarımızın destanını öğrenir evlatlarımız , gençlerimiz…
Neyse ki şimdiler bir çalışma yapıldı ve yetmez ama bir nebzede olsa içimize su serpecektir.
Fetih 1453 isimli filmden bahsediyorum. Filmi duymuşsunuzdur , duymayanlarınız da bu makale ile haberdar olacaktır.
Filmin konusu şöyle;
Film 1451 yılında Fatih Sultan Mehmet’in fetih planlarının yapıldığı andan başlıyor. Filmde Molla Gürani’yi de yani Fatih’i yetiştiren üstadı ve Fatih Sultan Mehmet’in çocukken aldığı bu eğitim süreçleri de yer alıyor. 3 boyutlu animasyonların da yer aldığı filmde, gerçek oyuncular da yer alacak.
Filmin Fragmanını izleyelim.Fragmanını izlediğinizde ” Bu filmi bizimkiler mi yapmış” diyeceğinizden eminim… İnşallah devamı gelir ve bu türden tarihimizi ve dinimizi yansıtan yapıtlara imza atılır.
Filmin resmi sitesi http://www.fetih1453movie.com/
Filmin Vizyona giriş tarihi: 17 şubat 2012
Yazar: VURAL EGEMEN
Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı…
16 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜCumhurbaşkanlığı süresinin 5 yıl mı yoksa 7 yıl mı tartışmaları devam ediyor.
5 yıl olsa ne olur 7 yıl olsa ne olur?
Hepimizin malumu üzerine Recep Tayyip Erdoğan parti tüzüğüne 3 kereden fazla genel başkan seçilememe maddesi koymuştu . Bunun elbetteki sırrı ve gizemi vardı , o dönemde rahmetli Necdet Sevinç ”cumhurbaşkanı olacak, şimdiden yerini yapıyor demişti.” Haklıydı. Tayyip Erdoğan o günlerde bu günün hesabını yapmış ve kendisini cumhurbaşkanı ilan edeceği günü bekliyordu.
Gündem konularımızdan birisi olan Cumhurbaşkanlığı süresi 5 yıl olursa 2013 yılında yeni cumhurbaşkanı seçilecek ve kısa bir zaman kalmış demektir. 7 yıl ise 2014 yılında cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak ve bu süre Tayyip Erdoğan’a yetecektir.
Görev süresi 5 yıl mı 7 yıl mı tartışmaları devam ederken , Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ”bu görev süresini Yüksek Seçim Kurulu belirler” dedi. Bunun üzerine gözler Yüksek Seçim Kuruluna çevrilmişken Recep Tayyip Erdoğan sahneye çıktı ve bir kanun tasarısı hazırlattığı ortaya çıktı. Buna göre; Tasarıda Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresi 7 yıl olarak yer alıyor.Hazırlatılan bu kanun tasarısında görev süresinin 7 yıl olarak gösterilmesi tartışmalara son verecektir. Cemil Çiçek’in dediği gibi görev süresini YSK belirler gerçeğini de değiştiren kanun tasarısında ” Cumhurbaşkanının görev süresini sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi belirler” şeklinde bir madde ile YSK da saf dışı bırakılıyor.
2012 ocak ayının başında kanun tasarısının meclise sevk edileceği belirtiliyor.
Kanun mecliste kabul edilirse cumhurbaşkanlığı seçimleri 2014 yılında yapılacak. Bu seçime kadar cumhurbaşkanını meclis seçiyordu. Bir sonraki Cumhurbaşkanını millet seçecektir.
Cumhurbaşkanını milletin seçmesi, görev süresinin 7 yıl olması ve Tayyip Erdoğan’ın parti tüzüğüne yerleştirdiği 3 kere seçilme hakkı hususlarını yap boz un parçaları misali yerlerine koyduğunuzda Tayyip Erdoğan AKP hükümetinin sağlamış olduğu çoğunluğu arkasına alarak 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yapma hevesini gösterir.
Peki Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa AKP’nin durumu ne olur?
Turgut Özal’ı hatırlayınız!!!
Cumhurbaşkanı olduğunda Anavatan Partisinin nasıl da küçülerek yok olup gittiğini hatırlayın!!!
Tayyip Erdoğan’ın ardından Genel başkan olabilecek ve Başbakanlığa aday olarak gösterilebilecek kapasitede birisinin AKP içinden çıkmayacağı kesin gibi görünüyor.
O halde şimdilerde Mustafa Sarıgül’ün daha önce bir kaç kez kollarını sıvadığı ancak icazet alamadığı için dondurduğu yeni oluşum çalışmalarına hız vermesi de bir dikkat unsurudur. Bazı güçler şimdide Mustafa SARIGÜL’ü mü hazırlıyor sorusu akıllara geliyor.
Vural Egemen SARIGÖZ
Balyoz’un Gücü (Yazar: Vural Egemen)
13 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜYok arkadaş sen bir türlü akıllanmayacaksın. 2002 yılından beri anlatıyoruz, söylüyoruz , uygulamalı gösteriyoruz ancak bir türlü anlamıyor ve anlamamakta da ısrar ediyorsun. Bak sana bizim durumumuzu ve senin ahvalini bir çırpıda anlatayım ancak bu defa kulaklarını dört açıp dinlemeni istirham ediyorum zira bu defada anlamazsan yapacağım pek bir şey yok.
Bu topraklar üzerinde iki türlü rol vardır. Birincisi bu vatan parçası üzerinde oyun oynayanlar ikincisi ise bu oynanan oyundan menfii şekilde yaralanarak rol kapmaya çalışanlar.
Biz bu durumda ikincisi oluyor ve menfaatimiz doğrultusunda oynanan oyunun gerçekçiliği ve inandırıcılığı için yardımcı oyunculuk ve figüranlık görevlerini layıkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.
Bazen tekerimize çomak sokmak isteyenler oluyor , olmuyor dersek yalan söyleriz , biz ”Allah , kitap,peygamber,din,başörtüsü” diye diye geldik buralara şimdi yalan söylersek bu değerlere ayıp olur.
Zamanında Türkeş varmış , Allah’tan bizim zamanımıza denk gelmedi, hele şimdi varlığını bir düşünsene , bu kadar rahat at oynatabilir miydik?.. Gerçi şimdi de at sırtından atıyor ama olsun biz meydandaki diğer usul beygirlerle devam ediyoruz.
Bak hatırlatayım sana , Aselsan da 2 mühendis intihar etmişti hani , yazık oldu onlara…
Dedik ki; ”arkadaş karışmayın şu amerikan uçaklarına , alet edevatına size ne!” dinlemediler. Tuttular Amerika’nın özel olarak tasarlayıp Rotası Amerika’ya döndüğünde silahları ve füzeleri çalışmayan f16 model uçaklarının chipleri ile oynayıp teknolojiyi tersine çevirdiler. Bu da yetmezmiş gibi daha bir çok teknolojik silah geliştirdiler. Bunlar geliştirici birde içerde mucitleri var. Neyse intihar süsüyle onları deklare ettik. Şimdi sus pus oturuyorlardır.
Bu ülkenin Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana güvendiği tek yer , dayandığı tek güç vardı. Türk Silahlı Kuvvetler…
Biz bu ülkenin vatandaşını Allah , din , peygamber , kitap diye kandırdık iktidar olduk , olduk olmasına da bu ülkeninde İrtica ve şeriat diye kafamıza balyoz indirebilecek bir gücü var. Türk Silahlı Kuvvetler…
İşte ta o zamanlarda bunun çaresini düşünmüştük biz , İlk önce Generalleri , paşaları daha sonra subayları ve astları aldık içeri , çamuru at çamur düşse izi kalır politikasını izledik. Bir sürü askeri aldık içeri , şu an türlü bahanelerle tutuyoruz içerde , ancak bu yargıya daha fazla müdahale edebileceğimizi sanmıyorum. Eninde sonunda bu askerlerin suçsuzluğu ortaya çıkacaktır. Çıkacaktır ama o zaman kadar milletinde askere olan güveni boşa çıkacaktır. En azından askerin gücünü kırdık. Şimdi halk bize tam itimat ile biat etmektedir.
Halkımız mı çok saf yoksa biz mi çok akıllıyız bilemiyorum ama amaçlarımıza ve emellerimize doğru tam gaz ilerliyoruz.
Hapishane de kahrından ölenler ise ekmeğimize bal kaymak sürmekteler. Takdiri ilahi ölüm Allah’ın emri ama bu ölümlerde bizi ziyadesiyle mutlu ediyor. Ölenlerde kelle adamlar ha.. öyle ufak tefekleri hiç hesaba katmıyorum zaten.
Kaşif Kozinoğlu’nu hatırlasana , adamı içeri aldık ama dışarıdaki bağlantıları sayesinde bir çok ipliğimizi pazara çıkarmaya başlayacaktı ki , kalp krizi senaryosu kurtardı hepimizi … Hemen ardından Eymür’ü ifadeye çağırdık ki durumumuz anlaşılmasın diye.. Gazeteler , siteler ve televizyonlarda Eymür’ün içeri alınışını ” devletin kara kutusu” şeklinde duyurunca halkımız dokunulmayacak adam yok sandılar.
E bir de olayın siyasi kanadı var , mesela cumhuriyet tarihinde milletvekili seçilince tutuklulukları kaldırılırdı ancak biz bu dönemde bazı hükümlüleri milletvekili seçilseler dahi salı vermedik ki içerden çıkıp mecliste başımıza bela olmasınlar..
Neyse ki şu an ses seda çıkmıyor. Onlar çıkarsa içerdeki binlerce terörist de çıkar, dahası Apo’da çıkar dedik ya o yüzden şimdi ses edemiyorlar. Varsın biz yatalım Apo çıkmasın diyorlar…
Sana da diyorum bak çok atlayıp zıplama, ne kadar vatansever varsa sinmiş durumda , sende akıllı ol çok ortalarda dolaşma , öyle her şehit cenazesinde , her meclis kanun çıkardığında çıkma ortaya akıllı ol…
Sen hala anlayamadın mı Vatanseverlerin başına indirdiğimiz balyozun gücünü…
Pkk bazen eylemlerinin dozunu kaçırınca telaşım iki kat artıyor , o gece uyku girmiyor gözüme bütün gece rüyalarımda kabuslar çöküyor üzerime , askerleri içeri aldık da sivil darbe yapılırsa korkusu uyutmuyor bütün gece…
Yok yok sen akıllanmazsın , duramazsın ki yerinde , İlla bir vatan türküsü , illa bir marş tutturacaksın. Bazen korkmuyor değilim hani ” ulan bunlar bir kündesine getirip beni al aşağı ederlerse” diye hayıflandığımda oluyor.
Kavram Ülkücülüğü ( Yazar: Vural Egemen)
10 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜ
Şimdi bir bu eksikti dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. O kadar çok çeşit ülkücülük var ki çıldırmamak elde değil. Eski Ülkücü, Yeni Ülkücü , Yaşlı Ülkücü , Genç Ülkücü , Son Ülkücü , İlk Ülkücü , Ak Ülkücü , Kara Ülkücü , Milenyum Ülkücüsü,Bahçeli Ülkücüsü, Türkeş Ülkücüsü… uzar gider bu çeşitlilik teranesi.
Ne kadar traji komik değil mi?
Ülkücü olmanın manasını ve anlamını kavrayamayanlar tarafından ortaya atılan bu tarifler sadece yer bulmak ve yerini belirlemek için o,çıkarılmış safsatalardır.
Zaten gerçek bir ülkücü zihniyetin bu tariflere ve ithamlara kulak asmayacağı , itibar etmeyeceği kesin ve katidir.
Ancak bunların dışında , bunlardan daha tehlikeli olan bir şey varsa o da kavramların arkasına sığınarak ülkücülük taslayanlardır.
Peki bu nasıl oluyor?
Adam ülkücüyüm diyor ve o ülkücüyüm diyen zatın bütün ülkücülüğü kavramların arkasında duruyor.
Türk-İslam Ülküsü,Turan,Bozkurt,Üç Hilal,Devlet,Teşkilat,Dokuz Işık Doktrin, Ülkü Ocakları,Başbuğ,Lider, Kızılelma,Ülkü,Ülkücü Şehitler,Börteçine,Asena,Milliyetçilik gibi daha sayabileceğimiz bir çok kavramın arkasında sığınarak ülkücülük yapandır. Ülkücülük kavramlarla değil , hayat tarzı ile verilen mücadele ile olur.
Ülkücülüğün kavramlara sıkışıp kalması demek Turan’ı yalnızca Türkiye’den ibaret görmekle eş değerdir.Halbuki bizim Turan Ülkümüz tüm Türklerin tek bir Devlet , Tek bir bayrak ve tek bir dil altında toplanmasıdır.Bu sebepten kavramların ardında kalan ülkücülüğü reddiyorum.
Ben Ülkücü dendiğinde aklıma ilk önce İslami hayat tarzı olarak benimsemiş , ve Allah’ın nizamına göre devletini,milletini ve ülküsünü şekillendirebilen bir cengaver gelir.
Abdest yok, namaz yok, tesbih yok, zikir yok, tövbe yok, oruç yok, hoşgörü yok, o zaman kusura bakma ama sende ülkücülükte yok.
Yalan var , riya var , üç kağıtçılık var , sahtekarlık var , kavramları diline dolayarak iki yüzlülük var , var oğlu var, o zaman senin ülkücü saflarda ne işin var.
Allah’ım sen Ülkücü Hareketi senin rızan için ülkücü olmayanların nefesinden, dimağından, belasından , kazasından koru Allah’ım…
Ülkücülük kavramlarla,söyleşilerle olmuyor.Ülkücülük bu gün yatağına yattığında;
uykuda ölümün gelebileceğini düşünerek , Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V) efendimize selamlar gönderek uykusuna dalabiliyorsa ülkücülüktür.
Uykusunu Turan’ın hayaliyle süsleyebiliyorsa , Vey ırmağında abdest alıp Ötüken Ormanlarında sabah namazını, Çin seddinde Öğle namazını kıldığını hayal edebiliyorsa ülkücüdür.
Başbuğ’un sözlerinde bulabiliyorsa kendisini ülkücüdür.
” Bu yol çetin , yufka yürekliler ve korklar derhal kendisine başka bir yol seçsin” dediğinde kendini bu yola adayabiliyorsa ülkücüdür.
Ülkücülük kavramların arasında değildir. Kavramların derin manasını kavrayabilmektedir.
Ülkücü ülkücü’nün öz kardeşidir. Kardeşine hainlik eden ülkücü değildir.
Vural Egemen SARIGÖZ
Pkk’ya Karşı Her Yol Bitti! Bir Bu Mu Kaldı..?
06 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜ
Teröristleri karşı çok özel proje ! Sürmaşetiyle yayınlanan ”Sınırlara elektronik göz projesi” haberini okur okumaz beynimden verdiğim ilk tepki ” Pkk’ya karşı her yol bitti de , bir tek elektronik göz porjesi kaldı” demek oldu… Hani şair diyor ya ;
Kapatın o bölgeyi allah kulu girmesin.
Ne yerli ne yabanci basın yayın görmesin.
Dizi gibi her akşam televizyon vermesin.
Gayet sessiz, sedasız, kazınsın köşe bucak.
……………………………………………
İşte bu noktada demek çözüm tektir. Elektronik göz koy , elbetteki sınırlarımızı gözetle , ama bunu gazetelerde çarşaf çarşaf okumayalım , tvler de yorgan yorgan yayınlanmasın.. Bizde okuyup , görmeyelim , teröristte okuyup görmesin… Ne de terör yandaşlarına koz olsun… Sınırlarımızı gözetlemek isterken , sinirlerimizi göz göz oymanın alemi yoktur…Milli savunma bakanlığımızın yoğun gayret ve çabalarıyla hayata geçilecek olan hayati bir proje imiş…
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın talimatı doğrultusunda, gerçekleştirilecek proje ile terörist geçişlerini engellemek için bir dizi önlem devreye sokulacak bunlardan bir tanesi de elektronik göz projesi adı altında sınırdaki kayalar ve taşlara yerleştirilecek olan kameralardır.
O taşlar fotoğrafta çekecekmiş…Aman da aman… Pes doğrusu… Şimdi pkk kaçacak delik arasın… şimdi ne halt edecekler bakalım… Kesin bu defa pkk yı bitirdik…Gülünç olmayın, komik olmayın , espri yapmayın , inanın ki ne yüreğimiz ne de sinir katsayımız buna müsade etmez.
Pkk’ya karşı her yolu denedik mi , bitirmek için ne kadar uğraş verdik… Geçtiğimiz yıllarda pkk ile mücadele esnasında yapılan yanlışların neler olduğunu artık sokaklardaki çocuklar bile biliyor… Ali’nin Ayşe’yi sevdiğini bildiği gibi biliyor ki , pkk ile mücadelede ilk yapılacak eylem yerli ,yabancı basın ve yayın organlarının konuya ilişkin haber yapmamasıdır. Zaten Van’daki depremden tutunda , Çukurca’daki şehit edilen askerlerimizin sayısına varıncaya kadar bırakın yerli basını , BBC ile Routers basınından öğreniyoruz. O halde bu bir istihbarat zaafiyeti değil , memleketi peşkeştir… Bırakın Allah aşkına, bu milletin gazını almak için , yüreğine su serpmek için gazetelerin aracılığıyla koparılan güvenlik ve istihbarat haberleri yetmez… Öldürülen terörist sayısını her haber arasına sıkıştırmak ile bu yangın sönmez. Pkk nın dağda bitmesi için devletin yada Ordumuzun düğmeye basmasına gerek yok artık. Pkk düğmeye bastı zaten , düğmenin adı KCK , düğmenin adı Türkiye Büyük Millet Meclisine milletvekili olarak girebilmek.. Dağdan inip askerlerimiz ile çatışan itleri , köpekleri geçtik , biz şimdi oturup kendimize , Deniz otobüsünü kaçıranı , Deniz otobüsünü kaçıranın kız kardeşine yardım ve yataklık eden PKKVEKİLİ Sebahat Tuncel’i , Terörist cenazelerinde boy gösterip leşlerinin gömülüşünü merasimlere, törenlere ve hatta şova çevirenleri soruyoruz.Sebahat Tuncel’in milletvekilliği düşürülmeli mi? Elbetteki düşürülmelidir. Nasıl ki cinayet işleyen kadar cinayete azmettirenin hükmüde kanun nazarında aynı ise , İhanet eden de , ihanet ettirende, ihanete teşvik edende aynı hükümdedir.Gerçi aynı hükümde olsa ne olacak.. Biz değilmiyiz yıllardır 30 bin canımıza kıyan bir köpeği F Tipi Lojmanda besleyen…
………………………………………..,
………………………………………..,
…………………………………………,
…………………………………………,
Ya Bu Kanı Durdurun , Ya Millet Duracak…
Joe Biden’in Türkiye Ziyaretinin Arkasındaki Sır…
05 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜGeçtiğimiz günlerde kısa adıyla Joe Biden tam adıyla Joseph Robinette Biden olan ABD Başkanı Obama’nın yardımcısı Türkiyemizi ziyaret etti. Çoğu kişi onun adını ilk kez bu ziyarette duymuş olabilir ancak o başkan yardımcı değilken Delaware eyalet isenatosu iken Türkiye ve İslamiyet hakkında yaptığı açıklamalar ile bazılarımız tarafından biliniyordu.
Bu makaleyi kaleme almak için Joe Biden’in Türkiye ziyaretini bitirmesini bekliyordum. Çünkü siyasi hayatı boyunca Türkiye ve İslamiyet hakkında sert sözler sarf eden Büyük Ortadoğu Projesi sevdalılarından birisi olan bu zat amacını belli etmeyen bir demeç vermeden buralardan gitmeyecekti.
Ülkemizde basın Joe Biden’in gelişini öyle bir lanse ettiki neredeyse adamı umudumuz yapacaktık. Hepi topu oturup Cumhurbaşkanımız ile PKK Terör örgütünü konuşmuş , sanki terörü bitirecekmiş gibi eda verilmesine anlam veremiyorum.
Akp hükümetine göre ABD en büyük müttefikimiz ya dolasıyla Amerika’nın 2 numaralı adamını en iyi şekilde ağlamalıydık nitekim öyle de oldu. Gazete, televizyonda ve internette haberlere göz gezdirdiyseniz , haberlerin tümünde Joe Biden sempatizanlığına rastlamışsınızdır.
”Biden Abdullah Gül ile Gülüşüyor” , Biden Erdoğan’a Geçmiş Olsuna Gitti.” , ”Biden Samatya Balık Pazarında ” , Biden Kebap Yedi” , Biden Terlik Giydi” gibi manşetler ile sempatik görünüme sokmaya çalışılsada aslını bilenlerin pek itibar etmediği sürmanşet haberlerdi.
Akp’nin bir çok durumda bir çok değerlerimizden taviz verip ABD’nin Ortadoğu’da esterdiği Arap Baharı rüzgarına kapıldığını gerçek vatanseverler çıplak gözle görebilmektedir.
Joe Biden giderken şöyle bir açıklama yaparak beklediğim çıkış ile beni ve benim gibi düşünenleri haklı çıkardı.
İstanbul’da toplanan Küresel Girişimcilik Zirvesi toplantısın’da Ali Babacan şunu söyledi.”bu yıl Türkiye’nin yüzde 7.5 büyüyeceğine dikkat çekerek, 21. yüzyılda kazananın güçlükler yaşayan ABD ve Avrupa ekonomileri değil, Türkiye olacağını belirterek, “Küçük balığı büyük balık değil, hızlı balık yer” dedi. Babacan krizdeki Avrupa’ya yönelik de, “Türkiye’deki gibi güçlü hükümetleri olsa sorunlarını çözerlerdi” ifadesini kullandı.
Bu açıklamayı yapana kadar herşey normaldi. Bu açıklamadan sonra Joe Biden mikrofonu aldı ve Ali Babacan’a haddini bil der gibi bir ifadeyle ” Genç köpekbalıklarının denizinde ABD’nin hâlâ balina olduğunu hatırlatmak isterim” dedi.
İşte ABD’nin kendisini finanse ettiği , ABD’nin gazı ve desteğiyle bu günlere gelen Akp iktidarı çizmeyi aşmış olacak ki etrafında pervane oldukları ABD’nin 2 numaralı adamı tarafından kaoak bir laf ile yerlerine oturduldular.
Bırakın dünya ülkesi olmayı, bırakın ülkemizin %8 büyüdüğü yalanını , daha ABD’nin %7,5 büyüyeceğiz lafımıza tahammülü yok iken bizim büyümemize izin verir mi sanıyorsunuz.
Joe Biden’in Türkiye Ziyaretinin tek amacı vardı ” Patron’un kim olduğunu göstermek”… Sağolsunlar Akp iktidarı sayesinde hepimize öğrettiler. Hala bu denizlerin balinası Amerika’ymış..
Vural Egemen SARIGÖZ
04/12/2011
Dersim(iz) İsyan… – Vural Egemen Sarıgöz
04 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜ
Gündemin malum konularından biriside Dersim İsyanı’dır. Dikkatinizi çekerim , Dersim Katliamı ya da Dersim Soykırımı değil, Dersim İsyanı yahut Dersim Ayaklanması’dır. Tarih boyunca dünyanın çeşitli yerlerinden mevcut idareye yada yönetime karşı ayaklanmalar olmuştur. Tarihte en çok ayaklanmaya maruz kalan topraklar Osmanlı topraklarıdır… Ortalıkta bir Dersim sevdasıdır gidiyor , kimisi buna katliam diyor kimisi buna isyan.. Peki hangisi doğru hangisi yanlış? Dilerseniz olayın gelişme durumundan önce kavramlara bir göz atalım.
Dersim Tunceli’nin eski adıdır. 4 Ocak 1936 tarihinde Dersim Vilayeti’nin adı Tunceli olarak değiştirildi.
İsyan: ayaklanma ve başkaldırı manasındadır. Tarihte mevcut yönetime karşı çıkarılmış isyanlar bir hayli çoktur. İşte Dersim İsyanı da bu bağlamda bir ayaklanmadır. Dersim tartışmaları günümüzde o kadar alevlendi ki sarf edilen sözler Atatürk’e kadar uzandı. ”Atatürk’ün haberi vardı da bile bile harekâta izin verdi.” gibi laflar söylendi. Elbette ki Atatürk’ün haberi vardı. Elbette ki durumdan haberdardı. Ne yani bin bir zorluklarla, kan ve revan içinde verilmiş bir mücadeleden sonra, onca şehidin kanları üzerine kurulmuş olan canım memleketi üç beş çapulcuya mı bırakacaktı! 1937 yılında Atatürk Singeç Köprüsü’nün açılışını yapmak üzere Dersim’e gelecekti. Bu köprünün bir ucunda güvenliği sağlamak amacıyla bir askeri karakol bulunuyordu. İsmail Hakkı adlı bir teğmenin komutasındaki karakola isyancılar tarafından saldırı düzenlendi. Karakol yakıldı ve 33 asker şehit edildi.
Peki Atatürk ne yaptı dersiniz.? Bilemediniz… ”Bıçak kmiğe dyandı!” demedi… ançeri olayın göbeğine çaktı. Nasıl mı?
İsyancıların elebaşlarını idam ederek , isyancılara yardım ve yataklık edenleri ağır hapis cezalarına çarptırarak. İdam edilen isynacıların isimleri şunlardır.
- Seyit Rıza
- Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğullarından, 16 yaşında)
- Seyit Hüseyin (Kureyşan-Seyhan aşiret reisi)
- Fındık Ağa (Yusfanlı Kamer Ağa’nın oğlu)
- Hasan Ağa (Demenan aşiret reisi Cebrail Ağa’nın oğlu)
- Hasan (Kureyşanlardan Ulkiye’nin oğlu)
- Ali Ağa (Mirza Ali’nin oğlu)
Peki Atatürk daha sonra ne yaptı? 17 Kasm günü Elazığ’a gelerek idam emirlerini onayladı. Daha sonra Diyarbakır ardındanda Tunceli’ye gelerek O açılışını engelledikleri ve açılışına kan bulaştırdıkları Singeç Köprüsü’ün açılışını yaptı.
Bahsedildiği gibi Atatürk’ün durumdan haberi yok değildi.. Çünkü Atatürk meclis kürsüsünden aynen şöyle söyledi: ”Dersim bir çıbandır. Bu çıban okşamakla tedavi edilemez. Bu yarayı kökünden koparmak gereklidir”
Atamız gerekenleri söylemiş gerekenleri yapmıştır.
Minnetle…
Vural Egemen SARIGÖZ
Vicdanım Reddiyor (Yazar:Vural Egemen)
03 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜ
Hani toplum arasında latife-i şinas insanlarımızın daha çok tercih ettiği ve kullandığı ” askerliğini yapmayana adam demezler” diye bir tabirdir.
”Her Türk Asker Doğar” asker milletiz vesselam. Başbuğ Atatürk askerdi , Başbuğ Alparslan Türkeş askerdi. Askerleri sever ve sayarız milletçe.
Askere gitmeyene kız verilmez , askere gitmeyene iş verilmez bu bir gerçektir. Bir işletme işçi araken kıstasları arasına ”askerliğini yapmış” diye bir ibare koyar ki bir çok sebebi vardır.Bizim meşhur vicdan-i retçi insancıklarımızın savunduğu en popüler söylem ve tez şudur; ” İnsan öldürmeyi kabul etmediğim için askerliği reddediyorum”…
Oldu… her askere giden eline silah alıp adam öldürüyordu. Bunlar askerliği ne sanıyor bilmiyorum ancak askerlik hakkında çok şeyi bilmediklerini biliyorum. Askerlik Türk Milleti için kutsal bir görevdir , çünkü tarih boyunca kazandığmız tüm zaferlerin altında askeri eğitimimiz ve askeri dehamız yatar. Korkusuz ve iman dolu göğüslerimizin de eklenmesi ile zaferler kaçınılmazdır.
Askerlik sadece eline silah alınan bir kurum değildir. Askere giden bir insan disiplin ve ahlaki yönden yetiştirilir dönüşünde karışacağı topluma dair hazırlanır. İnsan askerde neler öğrenir;Disiplini öğrenir , hayatını düzene koymayı , sabah erken kalkmayı , akşam erken yatmayı , bakımlı olmayı, belirli ölçülerde yemeyi öğrenir.Tembellikten kurtulur.Nerede nasıl oturup kalkacağını , nerede nasıl konuşacağını , saygıyı , hoşgörüyü , sabırı , tahammülü öğrenir.Askerlik süresi boyunca aldığı spor eğitimi sayesinde bir çok erkek vücudunu gereken düzeye getirmiştir. Bu vicdan-i retçilerin söylediği gibi kimsenin eline silah verip git şu adamı öldür falan demiyorlar. Adam öldüren asker yok mu? Var tabiki , doğuda askerlerimiz pkklı hainleri gözlerini kırpmadan gebertmektedirler. Vatanımızın birliğini ve bütünlüğünü bozan herkese karşı sadece asker olarak değil milletimizin her bir bireyi aynı hassasiyettedir.
Askerlik dediğimiz kurum yalnızca silahlı eğitim verilen bir yer değildir. Arkadaşlığı, dostluğu , güveni , itibarı , özeni , itinayı ve daha bir çok meziyeti kazandırır insana…
Bu sebepten bu meziyetleri almayı reddeden kişilere diyecek tek bir sözüm var…
Benim de vicdanım sizi reddediyor…
Vural Egemen SARIGÖZ
02/12/2011
http://www.facebook.com/VuralEgemenSarigoz



















