Ülkü Can’ Kategorisi icin arsiv
Yerli Malı ve Yerli Mal’larımız (Yazar:Ülkü Can)
16 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜNerden mi geldi aklıma bu konu.
Malum ülkemizde ;12 Aralık gününü içine alan hafta “Tutum Yatırım ve Türk Malları Haftası” olarak kutlanmaktadır.
Her aralık ayında bu haftayı sözde(!)tutumlu olduğumuzu kanıtlarcasına kutlar dururuz.
Halbu ki işin özü; öyle okullarımızda çoluğumuza ,çoğumuza sanki bu hafta midelerimizi tıka basa doldurma haftasıymış gibi bir iki pasta ,börek ,çörek yapıp göstermelik tutumluluklara dayanmıyor maalesef.
Ülkemiz Kurtuluş Savaşı’ndan alnının akıyla çıktığı zamanlarda , Cumhuriyetin ilk yıllarında yokluk ve yoksulluk içinde idi.Memleketimiz sınırları içerisinde oldukça zarar görmüştü. Gazi Mustafa Kemal Atatürk memleketin bu duruma düşmesinden oldukça rahatsızdı .Çünkü O;sırt sırta ,yürek yüreğe mücadele ettiği halkının hep daha iyi şartlar altında ,refah içinde olmasını layık görüyordu. Ve 1923 yılında İzmir İktisat Kongresini topladı. Bu kongrede ulusun bağımsızlığının korunması, yerli mallar üretilmesi ve kullanılması kararlaştırıldı. İşte o günden bugüne bu kongre tarihi itibarıyla süre gelen bir gelenek ,görenek halini aldı bizde.
Buraya kadar her şey gayet memleketinin selameti için akılcı düşünen insanların yapabileceği şeyler elbet.
Peki ya ondan sonrası?.
Yerli Malı haftası diyoruz.
Yerli malı.İnsanın bu sözü ilk söylediğinde gayet kulağa hoş gelebilen ,özellikle milliyetçilik duygularını ön plana çıkartabilen bir ahengi var sanki.
Nitekim öylede.
Ama gel gör ki; şimdilerde ta kurtuluş mücadelesinden zaferle çıkan bir millet olarak bunu layıkıyla kendimizde göremiyoruz.Öyle ki ;”YERLİ MALI” diye diye o derece YERLİ MAL’ı olduk ki bunu içimize kadar sindire sindire oturtturdular maalesef.
İşin kötü ve acı tarafı bizler bunu farkettiğimiz halde ,farketmiyoruz bile.
Örnekleri o kadar çok ki aslında .Bir kaçını söylemek gerekirse en başta kullandığımız eşyadan ,malzemelerden tutun yiyecek ve içeçeğe kadar her şey var.
Ah birde yerli (!) öğretmenlerimiz,doktorlarımız, v.s düşünürsek mevzu dahada derin bir yara alıyor.
Bizler bu ülkede; toplum olarak milli ve manevi değerlerimizi belirleyen ,yükselten öğretmenimizi atayamazken dışardan eğitim vermesi için öğretmenler getirdik .”Beni Türk hekimlerine emanet edin” diyen ATA’mızın sözüne nispet yaparcasına onca doktor açığımız varken vede var olan doktorlarımızın sıkıntılarına cevap veremezken içimizdeki yaralardan geçtik (!) sağlığımıza yön vermesi adına sipariş verircesine dışardan yabancı doktor isteyip kendimiz onlara teslim ettik .
Yine bir kaç ay öncesine kadar yurt dışından hayvan kesimi için ne olduğu belirsiz ANGUS’ları sırf üç beş kuruş daha ucuz olacak diye TÜRKİYE pazarına koyup hayvancılık sektörümüze darbe vurmadık mı?.
Kendi ürettiğimiz mallarımızı dış ülkelere ihraç etme adı altında oralara gönderirken ,çeşitli bahanelerle geri gönderildiğini söylemeye gerek var mı bilmiyorum ama buda işin daha farklı bir boyutu yerli mallarımızın dış ticarette ne derece değer verildiği bakımından .
Neymiş kiminin rengi kara ,kiminin suyu ala!.
Onca Çin malları Türkiye’nin dört bir yanında satılırken, üstüne üstlük birde bu yılımızı Çin Hükümetiyle kardeş yılı ilan ettik ya sırtımız yere gelmez artık!.
Bu bahsettiklerim YERLİ MALI adı altında işin sadece devede kulak kısmı.
Yerli üretimlerimizi göz ardı edip yabancı ucuz ,basit tüketimlere o derece alıştırıldık ki aslında dedim ya bunlar sadece bir kaçı.
Bunun içinde satıp savrulan en önemli gelir kaynaklarımız olan sanayimizden tut ,giysisinden ,yabancı markalara olan takıntılı hallerimize kadar,içimizdeki cevherlere sahip çıkmamaya kadar,milli ve manevi değerlerimizi ayaklar altına serercesine her türlü rezilliğe çanak tutarcasına benliğimizden ,kimliğimizden ödün vermeye kadar her şey var!.
Tek üzüntüm odur ki;tüm bunları bir övünç madalyası (!) gibi boynumuza astılar asmasınada hala çıt yok bizde!.
Bu mudur YERLİ MALI’mıza özen göstermek ,kıymet vermek ?.
Göz yumuyor,duymuyor ,konuşmuyoruz.
Unutuyor ,unutturuluyoruz!.
Allah muhafaza ,”YERLİ MALI YURDUN MALI,HERKES ONU KULLANMALI” sözünü sadece dil alışkanlığı haline getirerek hakikaten hepimiz birer YERLİ MAL’ı olmaya sürükleniyoruz yavaş yavaş.
Laf aramızda ucuz olsada, ülkemizin MAL’larıda sağlam hani!.
Öyle ya, ortadaki vahim tabloda sözde(!) YERLİ MAL’larımıza verilen öneme bakarsak bunu söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum.
Son söz mü?.
Yaşasın YERLİ MALI haftamız ve YERLİ MAL’larımız!.
Haydi bakalım “Durmak yok, YERLİ MAL’ı olmaya devam”!.
Esas Kızıl Elma Tutkunları ve Çakma (!) Savunucuları (Yazar: Ülkü Can)
09 Aralık 2011 Yazan ÜLKÜGÜLÜBelki bu yazdıklarım bazılarınıza biraz çocukça,biraz kadınca,biraz erkekçe (yürek olarak tabi) ,biraz fanatikçe gelebilir ama isterim ki beni öz be öz TÜRK’çe düşünen beynimle, TÜRK’çe konuşan cümlelerimle doğru anlayın ,algılayın ve ona göre yargılayın.
Öyle afilli sözlerle ,sözüm ona çok bilmiş bir kimliğe bürünüp anlatmayacağım söylemek istediklerimi.Ne varsa gönül otağımda en sade haliyle paylaşacağım bunu sizlerle.Ivırmak ,kıvırmak yok kitabımızda çok şükür.Özde ne varsa dilimize yer edende odur, sözümüze dökülende.
Sıkılmadan okumanızı sağlayabilirsem ne mutlu bana.
Aslında nerden ve nasıl başlayacağımı düşünürken bu kadar hengamenin arasında insanlar neden kendilerini başkalaşmış görüp ,bulunduğu yerin yüceliğini farketmezler diye bir soru takılıyor aklıma.
Çok mu zor geliyor acaba bu yüceliği taşımak?.
Ondan mıdır ki ;hayatlarına daha kolay ve daha basit şeylerle yön verip, sırf muhalefet olsun diye çakma (!) KIZIL ELMA savunuculuğuna bürünüp haklılıklarını ispat etme yarışı?.
Bu bahsettiğim sıradan bir durum gibi gözüksede içeriğini düşündükçe ,yaralayıcı ve yıpratıcı çabaların bir bütünlüğe(!) verdiği zararın bu derece vahim gerçeklere dönüşmesi kadar korkunç bir şey olmadığını ortaya koyuyor.
Nedir yani?.
Paylaşılamayan ,kabul edilemeyen ne var ortada?.
Başta da söylediğim gibi;”bulunduğu yerin yüceliğini” fikriyle idrak edip ,bunu zikre dökemeyenler neden bir yerlerde tekrarında var olma gibi bir saçmalığa kalkışırlar ki sanki?…
Ve yine neden bir önceki hayatlarını, (böyle söylemek zorundayım çünkü bana göre zihinsel bir evrim geçirmeden önceki şekilleri farklıydı) tarzlarını değiştirip ,fitne fesat söylemlerini eyleme dönüştürürler ki?.
Sözde davasında (!) olmasını istemediği ,desteklemediği bir lideri karalama kampanyalarına malzeme yaparken esasında o kişiye değilde ,var olan bütünlüğü baltaladığını hiç mi farketmez ?.
Hele ki bu dava öyle sıradanlaşmış ,basitleştirilmiş bir dava değilse neden bu kadar acımasızca yerden yerden yere vurulup,bölünmeye ,parçalanmaya ve hatta dağıtılmaya kadar sürükleniliyor?.
Bilmezler mi ki bu düşmana çanak tutmaktan başka bir şey değildir.
Halbu ki nasıl olsa beyin bedava(!) deyip her türlü hainliği düşündüğü sözde inancının üzerine ,üstüne üstlük bunu birde sözüm ona en tabi hakkıymış gibi görüp kalleşliğini savunması ne çok ayağa kaldırıyor ,nasıl heveslendiriyor,ağız salyalarını akıtıyor ,tetikliyor karşıt safları bir bilse.
İdrak etmede neden bu kadar zorlanıyorlar anlamıyorum.Böylesine ucuz ve aşağılayıcı promosyon hareketlere girmenin değil katkısı aksine davayı;soysuzlaştırma,yozlaştırma tehlikesine sürüklemekten başka bir şey değil bu.
Bu tür kişiler beyinsizler mi hayır!…
Sadece var olan beyinleri küçük beyincik haline dönüşmüş, dar alanda düşünme kabiliyetiyle savaşır vaziyette kendini inandırma politikasıyla bir kandırmaca uğraşı vermedeler o kadar!.
Bilinmelidir ki; inanmış kişiler asla yenilmezler!.
Bizler; bu milli şuur ve ruhla ilerliyoruz çok şükür.
Eğilmedik ,eğilmeyeceğiz!.
Geçici iktidarlara ve menfaatlere itibar etmedik , etmeyeceğiz, baş eğmeyeğizde!.
Safımız, dergahımız,otağımız bellidir.
“Ülkücünün yeri MHP’dir” diyen TÜRKEŞ BAŞBUĞ’umuz,Türk’lük fikriyatımız ,MHP mekanımız,ÜÇ HİLAL sevda sancağımız, liderimiz biadımız olmuştur her dem.
Davamızın peşinden koşmak kutluluğumuzdandır.
Hangi ÜLKÜ YÜREKLİ TÜRK’te görülmüş sevdasını yarı yolda bırakıp ,sırt çevirmek.
Unutulmaması gereken odur ki;evindeki yemeği bilmez,varlığındaki ululuğa şükretmez ,bulunduğu otağa riayet etmezse bir insan av bekleyen çakallar tarafından parçalanmaya mahkumdur.
En sevdiğim sözlerdendir;”Ata’sını bilmeyen İT peşinde gezer” sözü.
Ortalık malı gibi alıcısı çok görünür ama ne kıymet vereni olur, nede sahip çıkanı. Başıbozuk sapıtmışlar gibi ordan oraya dolanır dururlar.Bırak itibarı söz sahibi bile yapmazlar bulunduğu ortamlarda.
Çünkü o ATA’sına, otağına ,ocağına ihanetin daniskasını yapmıştır bir kere kim ne yapsın ,nasıl güvensin ,sırtını dayayıp kapısını açsın ona.
Geçmişler olsun!.
Giden gitti elbet ama kalan sağlar bizimdir!.
Her ne olursa olsun biz biz olalım, satanlardan, satılmışlardan, yılmışlardan, yıkılmışlardan, evrimleştirilmişlerden, dönüştürülmüşlerden, İT’leştirilmişlerden, ÇAKAL’laştırılmışlardan olmayalım.
Öyle sırf laf doluluğu olsun diye “Kızılelma , Turan, Nizam-ı alem için” yanıp tutuşuyorum” demek elbette ki en kolay yol.
Önemli olan ;zor olanı başarmak.
Önemli olan ;bir olmak ,birlik olmak ve dirliği sağlamak!…
Önemli olan;Turan gerçeğini, Kızıl Elma hedefiyle nizam-ı aleme yaymak.
Önemli olan;İnsanlığın başlangıcındaki Hz Adem’den kalma yasaklanan meyvayı bu manada olmasa bile, o zamandan bu zamana süregelen bir çaba ,hırs ,hedef olarak algılayıp “Kızılelma” olarak tüm dünyaya yaymak ve bunu bir yaşam biçimi olarak yaşatmak.
Ne diyeyim başka.
Yek başına bir müslüman TÜRK zaten bir bütündür KÜRŞAD olabilmek adına.
Çünkü ;elde KUR’AN , hedefte TURAN varsa tarihin akışı ister istemez şekillenecektir onunla.
Ne mutlu bu kutlu yolda KÜRŞAD’ça baş koyanlara ,ve BAŞBUĞ’ca savaşanlara.
“BU GEMİ YÜRÜR ELBET ŞEREFİYLE,BİLGİSİ, HEDEFİYLE.
DAMARLARINDAKİ ASİL KANLA VE BU UĞURDA VERECEĞİ BEDENİYLE.
ATA’MIZIN; “YUFKA YÜREKLİLERLE ÇETİN YOLLAR AŞILMAZ” DEMESİ SEBEBİYLE,
SONUNUZ DEĞİŞMEZ Kİ “NE ŞEHİT ,NEDE NİYAZİ “DEYİŞİNDEKİ GERÇEĞİYLE.
AMA TÜRK ERİŞİR HUZURA ANLI ŞANLI İMANI VE KANLI KEFENİYLE”.
Şimdilik bana eyvALLAH.
Dün dündü ,bugün yaşayıp geçti,yarına Allah Kerim demeden;
Gökten üç (KIZIL) ELMA düştü.
Biri yazdıklarımı okuyanların, biri okuyupta anlayanların, diğeri tüm zihinleri
DOKUZ IŞIK’la aydınlanıp ,davasına sahip çıkan “ÜLKÜ YÜREKLİ” , mücadeleden yılmayıp baş verip baş eğmeyen ülküdaşların olsun…
Yüce RABB’im yar ve yardımcımız olsun.
Gazamızı her dem mübarek ve kutlu kılsın inşaALLAH.
Amin…












